BEYAZ MELEKLER

BEYAZ MELEKLER

BEYAZ MELEKLER

WHITE ANGELS

Nursel Sökmen Bayram

3 - 16 Ekim 2017
Açılış Tarihi ve Saati: 3 Ekim 2017 - 18.30
3 - 16 October 2017
Opening Date and Time: 3 October 2017 - 6.30 pm

Çağdaş Sanatlar Merkezi - Abidin Dino Sergi Salonu
Contemporary Arts Center - Abidin Dino Exhibition Hall

Amerikalı animasyon yapımcısı Walt Disney, 1941 yılında yaptığı
animasyon klasiklerinin 4. filmi olan Dumbo’ da küçük bir filin hikâyesini
anlatır. Bir sirk fili olan Bayan Jumbo’nun heyecanla doğumunu beklediği
yavrusu Jumbo Jr. dünyaya geldiğinde diğer filler tarafından sevgiyle
kucaklanır ta ki hapşırıncaya kadar…
 
Küçük fil hapşırınca kocaman kulakları ortaya çıkar ve bunu gören diğer
filler korkuyla geri çekilirler. Topluluğun kendinden “farklı” olana karşı
geliştirdiği tepkiyi verirler. Küçük fil ve annesini dışlarlar. Küçük fil ile dalga
geçer ve aralarına almazlar. Ona “aptal, salak, gerizekalı” anlamına gelen
Dumbo ismini takarlar.
 
Sirkte diğer fillerle gösterilere çıkarılmaz. Çünkü insanlar da onu görünce
gülerler. Bunun üzerine sirk sahibi onu palyaçolarla birlikte gösteriye
çıkarmaya başlar. Küçük fil ise kendisine karşı neden böyle davranıldığını
anlayamamaktadır ve çok mutsuzdur. Onu sevip kollayan annesinden
başka hiç kimsesi yoktur.
 
Sonunda Disney mucizesi gerçekleşir; küçük bir fare ile tanışan
Dumbo’nun hayatı değişir. Diğer fillerin aksine farelerden korkmayan
Dumbo, fare dostu sayesinde kargalardan uçmayı öğrenir. Dışlanıp alay
edilmesine sebep olan kocaman kulakları artık onun için bir avantaj
olmuştur ve kulaklarıyla uçan ilk fil olarak gösteri dünyasında kendisine
çok büyük bir yer edinir…
 
Bu güzel Disney hikâyesinde de anlatıldığı üzere insan ya da hayvan
olsun topluluklar farklı olana hep şüpheyle bakmış; dışlamış, aşağılamış,
kimi zaman da lanetlemiştir. Farklı olana sanki bir yabancı, bir suçlu gibi
davranılır ve farklı, “öteki”leştirilir. Çünkü ötekileştirip dışarıda bırakmak
topluluğun bir nevi kendini koruma biçimidir. Başkalarından farklı olmak,
sıradan akışa aykırılık yaratır ve bu ürkütücüdür. Çünkü topluluk, farklılık
karşısında nasıl bir davranış geliştireceğini bilemez ve bunun üzerinde
düşünmek istemez. Farklı olan zaten azınlıktır ve azınlığı yok saymak,
görmezden gelmek ya da dışlayıp aşağılamak kolay yoldur.
Bizler, vücuttaki renk pigmentlerinin eksikliğine bağlı olarak gelişen
genetik bir durum olan “Albinizm” üzerine bir farkındalık yaratmak üzere
yola çıktık. Albinolar, ciltleri porselen beyazlığında ve hassaslığında; beyaz
tenli ve beyaz renklilerdir. Dünyanın her yerinde bu doğa mucizesiyle
yaşayan binlerce canlı bulunmaktadır. Evet aslında, albinizm doğanın
bir mucizesidir. Belki de bu yüzden tüm mucizeler gibi anlaşılamaz
ve “öteki”leştirilir. Albinolar tüm beyazlıklarıyla, belki de kirlenmiş ve
çirkinleşmiş dünyamızı yüzümüze vurmaktadırlar. Belki de bu yüzdendir
kara Afrika’da elleri ve ayakları kesilip kafa derileri yüzülerek katledilip
büyücülere satılmaları. Doğanın mucizesini doğaya karşı kullanmaya
çalışarak kim bilir belki de insanoğlu kendini aklamaya çalışıyordur...
Renkleri ve biçimleri kullanmanın sanatı olan resimde, rengi tek renk
beyaza çekerek aslında albinoların doğaya karşı mucizesini biz de resim
sanatına karşı gerçekleştiriyor gibiyiz. Bu yolla tek rengin, “beyaz”ın
güzelliğinin altını çiziyor; izleyenlere “bakın ne kadar da güzel” demeye
çalışıyoruz.
 
Murat ettiğimiz etkiyi yaratabilmek, albinizm farkındalığını artırarak
albino bireyler için bir “Disney mucizesi” yaratabilmek, onların küçük fil
Dumbo’ nun yaşadıklarını yaşamalarını engelleyebilmek umuduyla…