KADIN YAZARLAR HAFTASI/ SÖYLEŞİ, KİTAP ARMAĞANI VE İMZA GÜNLERİ

KADIN YAZARLAR HAFTASI/ SÖYLEŞİ, KİTAP ARMAĞANI VE İMZA GÜNLERİ

KADIN YAZARLAR HAFTASI/ SÖYLEŞİ, KİTAP ARMAĞANI VE İMZA GÜNLERİ

KADIN YAZARLAR HAFTASI/ SÖYLEŞİ, KİTAP ARMAĞANI VE İMZA GÜNLERİ

WOMEN WRITERS WEEK / TALK, GIFT BOOKS AND AUTOGRAPH SESSIONS

Çankaya Belediyesi Kadın ve Aile Müdürlüğü
Municipality of Çankaya Women and Family Directorate

25 - 26 - 27 - 28 - 29 Eylül 2017
25 - 26 - 27 - 28 - 29 September 2017

Belediyemizin toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışı çerçevesinde, 25-29 Eylül 2017 tarihleri arasında Ayizi Yayıncılık işbirliği ile ‘Kadın Yazarlar Haftası’
adı altında söyleşi, kitap armağanı ve imza günleri düzenlenecektir. Etkinlik süresince her gün farklı kitap ve konularda düzenlenecek olan
söyleşilere, yazarlar ve akademisyenler de katılacaktır.
 
TARİH SAAT KİTAP/YAZAR
 
25 Eylül 2017 18.30 Gülersen Yengeçler Isırmaz / Zeynep Pelin ATAMAN
26 Eylül 2017 13.00 Makbul Anneler, Müstakbel Vatandaşlar / Aksu BORA (editör)
27 Eylül 2017 18.30 Annemle Konuşmalar / Şöhret BALTAŞ
28 Eylül 2017 18.30 Elleri Tılsımlı / Gökçen BEYİNLİ
29 Eylül 2017 18.30 Kadın Sağlığı Hareketinden Sesler / Burcu ŞİMŞEK (çevirmen)

Çağdaş Sanatlar Merkezi – Yaşar Kemal Konferans Salonu
Contemporary Arts Center – Yaşar Kemal Conference Hall

GÜLERSEN YENGEÇLER ISIRMAZ, ZEYNEP PELİN ATAMAN
 
“Gülersen en güçlü bağışıklık ilacını sen üretiyorsun kız kardeşim.” Hayatına meme kanseri girmiş kadınların hikâyeleri bunlar. Göğüsledikleri
her şeyi memelerinde biriktirmiş kadınların. Kanser hikâyeleri, aslında memelerinde birikmiş bütün o zehirin hikâyesi. Paylaşıldıkça hafifleyen,
hafifledikçe değiştiren, güçlendiren hikâyeler. Hem farklı, hem benzer. Hem bambaşka, hem bir. Gülersen, yengeçler ısırmaz.”
 
MAKBUL ANNELER, MÜSTAKBEL VATANDAŞLAR, SEVİ BAYRAKTAR
 
“Doğru” annelik nasıl bir şeydir? Çocukları nasıl yetiştirmeli? Bu kitap doğru anneliğin günümüzde ne anlama geldiğini ve ne işe yaradığını,
annelik eğitimleri üzerinden analiz ediyor. Eğitimleri verenler açısından makbul olmayan annelik biçimlerinin “düzeltilmesi” amaçlanırken,
bu eğitimlerde annelikleri sorgulanan kadınlar bambaşka nedenlerle oradalar. Sevi Bayraktar, Gazi Mahalleli kadınlarla yürüttüğü saha
çalışmasından elde ettiği bulguları ve gözlemleri akıcı bir dille paylaşıyor…
 
ANNEMLE KONUŞMALAR, ŞÖHRET BALTAŞ
 
“Şimdi ben, hayatın bana yeniden değdiği bir yeryüzünde, senin ve benim bütün iyi kadınların ışığıyla yaşıyorum. Kederden kahkahaya,
aklın öğüdünden kalbin fısıltısına ve felsefeden kahve falına bir serçe hafifliğiyle geçiveren bir kadın-hayatı, çiçeklerden ördüğümüz bir taç gibi
taşıyorum başımın üzerinde. Kendi adıma, senin adına, hepimiz adına. Birinin sevgisi, merhameti, öfkesi, aşkı, arzusu, şefkati, gerekmiyor bana.
Binlerce yıldır boşlukta dönüp duran bu yıldızlı kürede eğer hala varsa sevgi, merhamet ve aşk ve şefkat, bunları bizim taşıyıp getirdiğimizi
biliyorum. Sen benim anayurdumdun anne. Şimdi yoksun. Anayurdum yok. Köklerim ve yurdum sende değil, bıraktığım şehirde değil, çocukluğumun
bahçesinde, genç kızlığımın bulvarlarında değil.”
 
ELLERİ TILSIMLI, GÖKÇEN BEYİNLİ
 
“Doğum kadınlara bırakılamayacak kadar önemli bir iştir!” Elleri Tılsımlı’nın anlattığı tarihsel süreç, herhalde en iyi böyle özetlenebilir.
Doğumun ebelerden alınması ve doktorlara emanet edilmesi, bir aydınlanma ve temizlik hikâyesi olarak görülse de, kadın kuşakları
arasındaki bilgi ve deneyim aktarımının kesintiye uğratılması, yüzlerce yıllık kadın bilgisinin değersizleştirilmesi anlamına da gelir. Hamilelik
ve doğumun tıbbileştirilmesinin uzun ve hüzünlü hikâyesini kadınlar tarafından okumak için çok iyi bir giriş…”
 
KADIN SAĞLIĞI HAREKETİNDEN SESLER
 
Derleyenler: BARBARA SEAMAN, LAURA ELDRİDGE
Çeviri: BURCU ŞİMŞEK

 
Bir tür antoloji bu; adı üstünde, “Kadın Sağlığı Hareketinden Sesler”. Farklı tonlarda, farklı yerlerden, farklı sesler. Heyecan verici olan yanı,
bu seslerin birbirine karışmadan ama çok daha geniş bir koronun parçası olmayı becererek yükselebilmesi. Bazen öne çıkarak, bazen
diğerleriyle paslaşarak, bazen bekleyerek. Böylece, yüz yılı aşkın bir sürece pek çok farklı boyutuyla tanıklık etmemiz mümkün oluyor.
Kadınların muhafazakâr ahlak, kapitalist piyasa, her şeyi bilen devlet ve elbette gözümüzün önünde neredeyse kutsiyet kazanan tıp otoriteleri
tarafından nasıl hırpalandıklarını, kendi bedenleri üzerinde söz sahibi sayılmadıklarını izliyoruz. Ve neyse ki bütün bu otoritelere karşı
kadınların geliştirdikleri bireysel ve kolektif yöntemleri de.”